Kadın Savunma Ağı: “Deprem bölgesindeki halkın acil talepleri derhal karşılansın!”

Kadın Savunma Ağı, bugün (10 Mart) saat 20.00'de Kadıköy'de bulunan Süreyya Operası önünde bir araya gelerek 8 Mart'ın ardından öfkeli ve yasta olduklarını bir kez daha hatırlattı.

Kadınlar "Yasımızla, öfkemizle, burada olanlar ve artık olamayacaklar için feminist isyandayız" yazılı pankartı açarak eylem yaptı. Kadınlar ellerinde "Kadınlar katledilirken neredeydiniz", "Çocuklar tarikatlara teslim edilirken neredeydiniz", "Halk enkaz altındayken neredeydiniz" ve "Bu enkazdan çıkmak için feminist isyan" yazılı dövizleri taşıdı. Yapılan açıklamanın ardından eyleme gelmek üzere yolda önü kesilip sivil polisler tarafından bir araca bindirilmek istenen kadının yaşadıkları anlatılıp durum teşhir edildi. Açıklamada şunlar söylendi: 8 Mart'ın ardından; Hala öfkeliyiz, yastayız, feminist isyandayız! Erkek devlet şiddeti tüm hayatlarımızı kuşatırken, sermayenin ve rejimin enkazı hala cansız bedenlerin üstüne yığılmışken her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Mart'ta feminist isyanımızla sokaklardaydık. Kadın düşmanı saray rejiminin her türlü engelleme, baskılama, polis şiddetiyle sınırlama girişimlerine rağmen birbirimizden aldığımız güçle susmadığımızı, korkmadığımızı ve itaat etmediğimizi haykırdık. Bu yıl, üzerinden bir ay geçen 6 Şubat depreminin ardından ölüme terk edilen tüm insanların onuru için de isyandaydık. Depremin ilk gününden beri hem arama kurtarma hem de kadın dayanışma çalışmaları ile deprem bölgesindeyiz. Ancak bir ay geçmesine rağmen enkaz altında kalan, evleri yıkılan, yakınlarını kaybeden insanlar için hala hiçbir gerçek çözüm üretilmedi. Kentlerimizde hala kaldırılmamış olan bu enkaz depremin değil, neoliberal-patriyarkal devletin enkazı! Bu enkaz yerde kaldığı sürece, ne sesimi duyan var mı çağrısı, ne de öfke ve yasla kuşanmış isyanımız bitecek! "Yoksulluğa barınamamaya, öğrencilerin yurtsuz kalmasına, işsizliğe, OHAL kayyumlarına, bedenimizin ve emeğimizin sömürülmesine, erkek devlet şiddetine, depremi rant uğruna katliama çeviren bu iktidara" karşı "İsyan" diye haykırarak açıklamaya şöyle devam etti: Devlet ilk günden beri hiçbir sorumluluğunu yerine getirmezken en acil ihtiyaçları kamusal bir seferberlikle karşılamaya çalışıyoruz. Elimizin, gücümüzün yettiğiyle biz birbirimizle dayanışmaya devam edeceğiz ancak yetmiyor, yetmez biliyoruz! Bizlere bu katliamı doğal afet, kader diye açıklayanlar rant uğruna kentleri, doğayı ve insanları bile isteye katledenlerdir. Asıl felaket deprem değil; kamusal ve sosyal hiçbir niteliğinin kalmadığı ifşa olan, yalnızca rant ve tahakküm ilişkisinden müteşekkil bir devlettir. Asıl muhatap olan devletin, içişleri bakanlığının, çevre ve şehircilik bakanlığının, AFAD'ın, çalışma bakanlığının, Aile sosyal politikalar bakanlığının… Sarayın alacak sorumluluğu, verecek hesabı var! Deprem bölgelerinde insanları ölüme, açlığa, soğuğa terk edenlere karşı ses çıkaran kadınlar depremlerin ardından yaşananlara dair şunları söyledi: İnsanların istekleri, bilimsel veriler ve şeffaf olarak paylaşılmış şehir planlamasının ortak çıktısı ile insanların güvende hissettiği geçici barınma organizasyonu yapılmadı. İnsani yardım alanında devlet destekli en büyük STK olan Kızılay deprem bölgesine çadır sattı. Valiliklerin insanları yönlendirdiği çadırkentler riskli zeminlere kuruldu, yamacına enkaz hafriyatları döküldü, ilk fırtınada çadırlar uçtu. Kadınlar şiddet gördüğü erkeklere yeniden ve yeniden muhtaç hale getirildi. Halkın en temel ihtiyaçları ve kentlerin alt yapı sorunları giderilmedi. Temiz su için bile halk dayanışma kampanyaları örgütlenmek zorunda kaldı. Halkın birbiriyle dayanışma kurduğu yerlerde elektrik, su, tuvalet, yakıt, gıda gibi ihtiyaçlar karşılanmayarak insanlar göçe zorlandı. Kızılay yine ticaret yaptı, konserve ve gıdaları halka ulaştırmak yerine diğer STK'lara sattı. Giderilmesi gereken tüm temel ihtiyaçlar ve bakım yükü yine kadınların omuzlarına yıkıldı. Deprem bölgesindekilere temel geçim ücreti verilmedi! Deprem nedeniyle geçim kaynaklarından olan yüzbinlerce insan hayatını sürdürebileceği desteği devletten alamadığı gibi 10-15 bin gibi komik meblağlarla geçiştirildi. Evleri yıkılan insanları borçlandırarak TOKİ tarafından yapılacak yeni evlerinin maliyeti 1 milyon 600 bin civarında. Kiracılar fahiş kira artışlarının yaşandığı emlak piyasası koşullarına terk edildi. Komik olsa dahi yapılan nakit destekleri kadınlara değil, muhtaç bırakıldıkları erkeklerin cebine girdi. Bunlar yetmezmiş gibi bir de deprem bölgelerine arama-kurtarma, dayanışma amacıyla giden veya gitmek isteyen insanlar ya işlerinden çıkarıldı yada çıkarılma tehdidi ile korkutuldu. Erkek şiddetine karşı kadınların başvurabileceği mekanizmalar kurulmadı! Depremden etkilenen halk yalnız bırakıldı ancak kadınlar tamamen yok sayıldı! Karakol-jandarma, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi, baro, adliye, hastane gibi kadınların şiddete maruz kaldığında başvuracağı resmi kurumlar diğer tüm kamu örgütlenmeleri gibi çöktü ve erkek şiddetine karşı acil eylem planı oluşturulmadı. Kadınlar ayrıldıkları, boşandıkları erkeklerle birlikte yaşamaya mecbur bırakıldı, uzaklaştırma kararı aldığı erkeklerin şiddetine açık ve yalnız bırakıldı. Kadınlar "Sayısı milyonları bulan insanlar bu çaresizlikle baş başa bırakılmışken bizler halimize şükredip kafamızı kuma gömmeyeceğiz! Birbirimizin sesine ses olacağız!" diyerek açıklamaya şöyle devam etti: Bizler erkek yargının cezalandırmadığı şiddet faillerine karşı birbirini savunanlarız, yıllarca özenle örgütlenen dinci gerici politikalara ve tarikatlara rağmen yaşamına ve bedenine sahip çıkanlarız, depremden sonra bakım yükünün altında kalmış kadınlarız, savaştan sonra bir de depremde ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan göçmenleriz, her türlü homofobik ve transfobik şiddete maruz kalan LGBTİ+'larız. Aynı zamanda biz tüm bu patriyarkal kapitalist düzene karşı, ekonomik krize karşı, erkek şiddetine karşı, enkazın sorumluları olan AKP-MHP iktidarına karşı bir araya gelen ve birbirini savunan kadınlarız. "Kadınlar başta olmak üzere deprem bölgesindeki halkın acil talepleri derhal karşılansın!" denilerek şunlar söylendi: Halkın geçici barınma ihtiyacı acilen karşılansın! Tüm ilçelerde, köylerde, mahallelerde güvenli prefabrik evler, barınaklar kurulsun. Herkese çadır sağlansın! Kentlere ivedi şekilde elektrik, su, doğazgaz verilsin! Acilen salgınların ve genital hastalıkların çoğalmaması için kentlerin dört bir yanında güvenli ve temiz tuvalet, banyolar kurulsun! Halkın erişebileceği sağlık merkezleri ve hastaneler açılsın! Şehirlerde acilen ilköğretim ve yüksek öğretimi kapsayan eğitim merkezleri, çocuklara ve gençlere yönelik destek birimleri kurulsun! Akıbeti belli olmayan ve verilmeyen çocukların isimleri ve yerleri derhal açıklansın! Tarikatlara ve yurtlara teslim edilen çocuklar acilen güvenli kamu birimlerine alınsın! Kentlerde kolektif mutfak, kolektif çamaşırhane, kreş ve yaşlı bakım evleri açılsın! İstanbul Sözleşmesi başta deprem bölgeleri olmak üzere tüm ülkede uygulansın! Kadınların yaşadıkları yerlerde erkek şiddetine karşı kolayca ulaşabileceği başvuru mekanizmaları devreye sokulsun! Ezilenlerin inceliği dayanışmadır; dayanışmadan ve feminist mücadelemizden aldığımız güçle bu katliamın sorumlularından da sermayenin ayrıcalıklarını koruyan iktidardan da hesap soracağız. Korkmadan söylüyoruz; sorumlu tüm yetkililerin yargılanmasını istiyoruz. Bu depremi katliama dönüştüren sermaye egemenliği ve onun bugünkü temsilcisi AKP-MHP iktidarının istifasını istiyoruz! Açıklamanın ardından avukat Fulya Dağlı, eyleme gelmek üzere yolda yürüyen kadının sivil polislerce önü kesilerek bir araca bindirilmeye çalışılmasını da teşhir etti.

https://sendika.org/2023/03/kadin-savunma-agi-deprem-bolgesindeki-halkin-acil-talepleri-derhal-karsilansin-679780/